Türkiye’nin bazı üniversiteleri son yıllarda asli misyonlarından ciddi bir
sapma gösterip, kamuoyunda ideolojik birer kamp merkezi olarak yer
edindiler.
Son derece iyi niyetlerle kurulan bazı üniversite kısa süre sonra özgür
bir düşünce ortamı kurma amacından saparak belli bir görüşün temsilcisi
oldu ve Türkiye’nin bütün tartışmalı konularında baÅŸ aktör olarak görev
yapıyorlar. Bünyesinde bulundurduÄŸu ideolojik akademisyenler’in eksenine
giriyor, yeni sermayeyle işbirliği yapıyor, yeni piyasaya çıkan bazı
işadamlarını ve dönemin parlattığı kimi gazetecileri bağrına basıp,
onlarla yan yana görüntü vererek kendi safını belli ediyor. Şahsi
iliÅŸkiler, tanışıklık, ‘kokteyl iliÅŸkileri’ belirleyici oluyor…
Bugün zihinlerimizde bazı üniversitelerin imajı, simgelerle özdeş
sayılıyorsa bunun plansız bir imaj çalışması olduğunu kimse inkar edemez.
Bu çevreler, medyadaki iliÅŸkilerinin ve ‘network’lerinin de etkisiyle kısa
süre içinde üniversiteleri bu çevrenin bir parçası haline getirdiler.
Bir süre sonra o üniversite eğitim kurumu imajından gizli bir ajandanın
işlediği bir merkeze dönüşüyor, kaçınılmaz olarak.
Elbette, dünyanın her yerinde olduğu gibi, bir üniversitenin belli
konularda duruşu, tavrı olabilir. Ancak üniversite özgür ve bağımsız
düşüncenin merkezi olmak uÄŸruna eÄŸitim sistemini ‘tek tip’ insan modeli
yaratmak üzerine kurarsa ortada ciddi bir sorun var demektir. Maalesef,
bazı üniversiteler böyle ideolojik bir üniversite görüntüsü
sergileyebiliyorlar.
Bazıları eÅŸi benzerine Amerika’da rastlanabilecek harika bir kampus inÅŸa
ettiler..
Bütün bu tartışmalara bazı üniversitelerin vitrinindeki Türk Devleti, Türk
Milleti karşıtı akademisyenleri ekleyelim: . Ne garip, hepsi farklı
gelenekten gelip umduklarını bulamayınca diğer saflara direksiyon kırmış
isimler… Oysa Yüksek öğretim kanuna tabi bu akademisyenler kanunda
belirtilen eğitim amacının dışında ders verebiliyorlar. Bunu da özgür
düşünce adına yapıyorlar. Kanunu ihlal etmek pahasına . Ve YÖK’de sesini
çıkaramamaktadır.
Elimizde artık özgür düşünen, bağımsız bireyler yetiştiren bir eğitim
kurumu değil daha çok belli bir ideolojinin ve kamplaşmanın merkezi olarak
hizmet veren bir yer var demektir.
Bugün bu imaj, dogmatik düşüncelerin gölgesi bu üniversitelerin üzerine
fazlasıyla çökmüş durumda. Ve yazık ki çok sesliliğin günümüzde belki de
en rahat şekilde var olabileceği tek özgür alan üniversitenin doğal
yapısını tehdit eder hale gelmeye başladı bu durum.
Ortada bir çarpıklık yok mu?
Çokça sorulan soru; üniversiteler, hayatın ne kadar içinde?
Üniversiteler her şeyi bilir, herkese akıl verir ama bunun ne kadarını
kendileri gerçekleştirir noktasına gelindiğinde Harvard örneği akla gelir.
Harward; ekonomi alanında, hiç tartışmasız dünyanın bir numarası. Hem de
yıllardır. Ama ne gariptir ki dünyanın bir numaralı bu üniversitesi, ne
küresel krizi görebildi ne de kaynaklarının neredeyse yarı yarıya yok olup
gitmesini önleyebildi. Milyarlarca doları buhar olup uçtu.
Oysa mum dibine ışık vermeli. Yoksa üniversitelerin ve akademisyenlerin
inandırıcılığı kalmıyor!
Yükseköğrenime olan talep bütün dünyada giderek azalıyor. Bizim gibi bu
konuda çılgınlık noktasında olan ülkelerde bile 110 bin kontenjan boş
kalıyorsa, gerisini siz düşünün.
Yükseköğrenim konusunda dünya geneline bakıldığında en dikkati çeken
unsurlardan biri! başarılı öğrencilerin altın değerinde olması. Hemen her
ülke vizyon sahibi gençlerin peşinde! Bulduklarında her türlü bursu
vermeye hazırlar. Ama başarı ölçütleri bizdekilerden çok farklı. Ezberci
değil, yaratıcı ve girişimci gençler arıyorlar.
Sadece derslere odaklı değil, sanatı ve sporu da hayatının bir parçası
haline getiren öğrenciler istiyorlar. Bulduklarında da hiç kaçırmıyorlar.
Üniversiteler ücretli memur zihniyetli akademisyen yerine, üreten bilim
adamı amaçlı akademisyen politikası benimsemedikçe, öğrenci de diplomalı
özelliksiz insanlar olacaktır.
Günün Sözü: İnsanı hem ahlaken hem de zihnen eğitmek gerekir. Aksi halde
topluma esaslı bir bela kazandırılır..

Posted in
Tags: